MEVLANA'NIN KENTİ : KONYA
Yazı
ve Fotoğraflar:
Ömer Kokal
Selçuklu’nun başkenti Konya, bozkırın tam ortasında bir vaha gibi
çıkıveriyor karşınıza. Ancak bu vaha, çöldeki gibi sadece su ve güneşten
korunacak bir yer değil, çok daha fazla şey sunuyor insana...
 |
Her şeyden önce mistik
ve geleneksel bir kültür sunar Konya. Camileri, medreseleri, türbeleri,
külliyeleri ve müzeleriyle insanı farklı bir kültürün içine çeker. Bunu
da tıpkı Anadolu insanının misafirperverliği ve Mevlana’nın hoşgörüsüyle
yapar. Ancak, sizin de Konya’nın bu derin dünyasına girebilmeniz için
ona karşı önyargısız olmanız gerekir. Konya, insana derin bir huzur
hissi verir. Kenti gezerken kendinizle barıştığınızı hisseder, zamanın
dışına çıkarsınız. Aslında, Konya’yı anlatmak için uzun cümleler kurmaya
gerek yoktur. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Beş Şehir” adlı kitabında dediği
gibi, onun mevsimlerine karışmanız gerekir. Şöyle anlatır kenti
Tanpınar. “Sağlam ruhlu, kendi başına yaşamaktan hoşlanan, dışarıdan
gösterişsiz, içten zengin Orta Anadolu insanına benzer. Onu
yakalayabilmek için saat ve mevsimlerine karışmanız lazımdır.”
Kentin mevsimlerine karışacak kadar vakti olanlar zaten Konya’yı rahat
rahat gezebilecek, onu her yönüyle tanıyıp anlayacaklardır. Onlara bir
sözüm yok, ancak saatlerine karışacak kadar vakti olanlar kenti gezmekle
ilgili bazı ipuçlarını yazının bundan sonrasında bulabilirler.
MEVLANA AŞKINA
Konya’yı gezmeye başlamak için ilk durak kesinlikle Mevlana Müzesi
olmalıdır. Böylece kentin ruhu daha kolay kavranabilir. Mevlana’nın
babası Bahaddin Veled’e, Selçuklu Sultanı tarafından hediye edilen gül
bahçesine 1274 yılında inşa edilen türbe ve çevresindeki binalardan
oluşan müzede Mevlana’nın sandukası ve Mevleviliğe ait çeşitli eserler
sergileniyor.
Yaşamını “Hamdım, piştim, yandım” sözleri ile özetleyen Mevlana, ölüm
gününü de “Şeb’i Aruz” yani Düğün Günü olarak tanımlar. 17 Aralık 1273
günü vefat eden Mevlana için her yıl aralık ayının ilk yarısında çeşitli
etkinlikler düzenleniyor Konya’da. Bu yıl da 1-17 Aralık tarihleri
arasında yapılacak olan etkinliklere dünyanın her yerinden ziyaretçiler
yoğun ilgi gösteriyor. Ancak, bu etkinlikler turist şovundan öteye
gidemiyor. Günümüz insanının hayatın zorluklarına karşı panzehir olarak
gördüğü mistik filozoflar dünyanın her yerinde büyük ilgi görüyor. Bu
filozofları derinlemesine anlamak yerine onları birer draje olarak almak
ise bu konuda yapılan hata. Bu anlamda Konya’da Mevlevilik üzerine
eğitim veren bir oluşum hem insanlığa hem de Konya’ya daha çok yarar
sağlayacaktır.
|
 |
SELÇUKLU İZLERİ
Selçuklular’a başkentlik yapan Konya’nın her sokağında, her köşesinde
Selçuklu’ya ait muhteşem eserlere rastlıyorsunuz. Bu eserler içinde en
etkileyicileri Alaaddin Camii, Büyük Karatay Medresesi, İnce Minare,
Sırçalı Medrese ve Sahip Ata Külliyesi. Konya’nın neredeyse tam
ortasında bulunan bir tepecik, kentin merkezini oluşturuyor. Sözü geçen
tüm bu Selçuklu eserleri de Alaaddin Tepesi denilen bu yükseltinin
çevresinde toplanmış. Bu nedenle gezmek son derece rahat.
Tepenin üzerine inşa edilmiş olan Alaaddin Camii, 1221 yılına
tarihleniyor. Anadolu Selçuklu mimarisinin Konya’daki en etkileyici
yapısı olan caminin iki renk taş ve mermerden yapılmış taç kapısı,
çinili mihrabı, çini mozaik süslemeli kubbe ve abanoz ağacından minber
bölümü mutlaka görülmesi gereken detayları. Selçuklu dönemi
vezirlerinden Abdullah Bin Karatay tarafından 1251 yılında yaptırılan
Büyük Karatay Medresesi, günümüzde Karatay Çini Eserler Müzesi olarak
hizmet veriyor. 1955 yılında müzeye dönüştürülen medresede Selçuklular,
beylikler ve Osmanlı devirlerine ait çiniler sergileniyor.
1258 yılında hadis ilmi okutulmak üzere inşa edilen İnce Minare ise 1956
yılında Taş ve Ahşap Eserler Müzesi’ne dönüştürülmüş. Konya’nın uzak
geçmişine bir yolculuk yapmak isteyenler Arkeoloji Müzesi’ni ziyaret
edebilirler. Müzede Çatalhöyük, Canhasan, Suberde ve Karahöyük
buluntularının yanı sıra Hitit, Frig, Grek, Roma ve Bizans devrine ait
eserler de sergileniyor. Selçuklu sonrası Konya’ya hakim olan Osmanlı da
kente mimari anlamda birçok eser bırakmış. Bu eserlerin en öne çıkanları
ise Selimiye ve Aziziye Camii’leri.
1587 yılında inşası tamamlanan Selimiye Camii’nin mimarı bilinmiyor,
ancak dikdörtgen planı ve kubbeleri Mimar Sinan’ın bazı yapıtlarını
çağrıştırıyor. 1676 yılında yapılan Aziziye Camii yanınca, 1875 yılında
restore ediliyor. Doğal olarakta o günlerin batılılaşma etkilerinden
izler taşıyor. Bu etki en yoğun şekilde caminin rokoko tarzda yapılmış
minarelerinde göze çarpıyor.
|
 |
ÇEVRE ZENGİNLİĞİ
Konya’nın yakın çevresi de gezmek için oldukça fazla seçenek sunuyor.
Geçmişi neredeyse 9000 yıl öncesine dayanan ve yeryüzünde insanların
yerleşik düzene geçip ilk kurdukları kentlerden olan Çatalhöyük, ilginç
toprak yapısı ve gerçeküstü görüntüsüyle dikkat çeken Meke Krater Gölü,
geçmişte kuyumculukla uğraşan azınlıkların yaşadığı, mimarisi ve doğası
ile ilgi çeken Sille, taş evleri ve kayalara oyulmuş Kapadokya’yı
andıran yapılarıyla Kilistra bu seçeneklerin başında geliyor.
EL SANATLARI VE LEZZET
Selçuklu döneminde Konya’da dokunan halılar dünyaca ünlüydü. Bugün
Ladik, Karapınar, Sille, Akşehir, Saray ve Kavak ilçeleri halı dokuma
geleneğini devam ettiriyorlar. Günümüzde Karapınar’da dokunan tülü
kilimleri ise çarpıcı renkleri ve peluşu andıran görünümüyle Avrupa’da
ve büyük kentlerimizde en çok aranan kilimlerin başında geliyor.
Kaybolmaya yüz tutan camaltı resim zenaatının son örneklerini de kentte
bulmak mümkün. Bu resimlerin en sık kullanılan görüntüsü Şahmaran.
Geçmişte, ülkemizin keçe konusundaki önemli merkezlerinden olan Konya’da
bugün gelenekselle modern desenleri harmanlayarak üretim yapan Mehmet
Gırgıç yurtdışından gelen öğrencilerini keçe konusunda eğitiyor.
Konya’nın zengin mutfağında, kurutulmuş bamyadan yapılan çorba, iki
bıçakla çok ince kıyılan et, domates ve biberden yapılan “iki bıçak
arası”, tandır ekmeği üzerine kavurma et ve yoğurt konularak yapılan
“tirit” ve incecik açılmış hamurun üzerine kuşbaşı et konularak yapılan
“etli ekmek” öne çıkıyor
Bu makale Voyager dergisinde Kasım 2006 da yayınlanmıştır.